• https://www.facebook.com/hamitkaracom
    • https://www.twitter.com/hmtkr

    Hamit KARA        

    İnsan ve Vicdan

                Yeryüzünde canlı olup şuur sahibi olan aynı zamanda akıl gibi bir cihaz ile donatılan yegâne varlık, tabi ki insandır. Fakat akıl ile zeka arasındaki işlev ve tanımlar yönünden farklılıklardan söz edilmektedir, o bahsimizin kenarında dursun.

                Yaradan biz insanları taş, bitki hayvan değil de şuur sahibi akli meleke ile donatılmış ve Kur’an ile de tavsif edilen ‘arzın halifesi’,  yani akıl ve becerilerin diğer hayvanatta münhasır bir ya da iki ile olduğu gibi sınırlandırılmayıp, aksine birçok melekeyi şahsında cem edebilen ve bu yolla kainat üzerinde sevk ve idare edebilen bir varlık suretinde yarattı.

                Günümüz teknolojisi ve bunun çok önemli etkileri olan savaş sanayisindeki gelişmeler bu sevk ve idarenin aksine bir yıkım ve tahribat görevlisi şeklini de vermektedir insana. Zaten bu Kur ’ani vasıfların tayyedilmiş, lanetlenmiş kısmındadır; asıl insani olan ve kendisinden beklenen olmadığını göstermektedir.

    Bediüzzaman Said Nursi tarafından eserlerinde çokça kullanılan bir tabir var insanın bu tavrı için, şöyle ki: beşer ilahi nizamı ve mizanı kendi lehine çeşitli tavırları ile değiştirmekte ve bozmaktadır buna ‘beşerin bulaşık eli’ demektedir kendisi.

    İnsanlık ahlaki terbiyeden yoksun yetişen bireylerin, hırs, kibir, bencillik ve gurur gibi tasvip edilmeyen hasletler ile donanması yüzünden; bugün medyanın her türlü mecrasında türlü türlü acıları, sinelere yaşatan ve insanlık adına bu kadar ilerlemeye rağmen bir vicdan azabı ve utanma hissi veren bir sonuçlar silsilesine şahit olmakta, ortak olmaktadır.

    Bu bahsi bile içler acıtan vakaların neticeleri itibari ile belli bir bölge ya da inanış için geçerli olduğu zahiren anlaşılsa ve düşünülse de aksine; Müslümanın yaşadığı savaş ve kırımlar, vicdanlı bir İnsan Hristiyanın vicdanında derin izler bırakarak aldığı tatları acılaştırır kanısındayım.

                Belki akşam soframıza otururken nimet dolu ve çeşit çeşit yiyecekler olan kaplarımızdan yerken bir insan olarak o nimetten almamız gereken tadın- bu yaşanan acı vakaların bir şekilde görüntülen ya da sözler ile bilinçaltımıza işlemesi sonucu- çok azını alıyor ya da hiç alamayarak şükürsüzlüğe giriyoruz.

                Komşumuz olan ülkelerin durumları malum kimi ekonomik krizlerde, kimi savaş veya savaşlar içerisinde; buna mukabil bizler başta değindiğim akli ve vicdani melekelerin gereklerine münasip bir davranış ile bir güdü ile bir araya gelemiyor ve hiçbir konuda ortak aklı yakalayamıyoruz. Politikacılarımızın halkın iradesini esir aldıkları düşüncesi gün geçtikçe zihnimde mantıki burhanlar ile yer ediniyor zira ikisi tatsız bir münakaşaya girseler, ülkenin en ücra köyünde bunları destekleyen iki kardeş aynı münakaşanın mislini yapar olmuşlar.

    Değil sadece politik memleket meselelerinde diğer bütün insani her konuda, insanı merkeze alıp bir araya gelmeliydi hâlbuki politikacılarımız. Bakıyoruz da her biri kendi maddi hayatını bir şekilde sağlama alıp geriye kalan bir Ülkenin kaderiyle de böyle fütursuzca oynamaktalar, insan gibi davranmalarını ve bir araya gelip aklın yolu ne gerektiriyorsa vicdan çerçevesinde karar kılmaları gerekmektedir.

                Başta değinmiştim biz ilk önce insanız sonra da İslam’ız bu iki vasıf da ne bitkide ne de hayvanda olabilecek hasletler, latifeler, haletler ihtiva etmektedir, öyle ise önce insanlığın gereği olarak vicdanlı olmalı,  değil bir insana bir hayvana bile zarar olacaksa kaçınmalı; ikincisi ise bizler Müslümanız bu da bize başta din kardeşimiz olan Müminlerle ve sonrasında insanlığa faydalı vicdanlı insanlar ile ittifak edip zararsız olmayı emreder, Müslüman olup insan olmalıyız.

    İnsanı yaşat ki, memleket var olsun…

    Vicdanı yaşat ki insanlık var olsun…

    Vicdanlı ol, insan ol ki varlığın mana kazansın…

      
    1104 kez okundu

    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın