• https://www.facebook.com/hamitkaracom
    • https://www.twitter.com/hmtkr

    Hamit KARA        

    Karışık Ruh Halim


    Bugünlerde hatta son birkaç yıldır farklı ruh hali ve duygular içerisindeyim. Çocukluğum yetişme tarzım ve tecrübe edindiğim ortamlar bana yalan söylememek ve insani bazı erdemlerden vazgeçmemek gibi prensipler öğretti. Fakat son yıllarda sadece bizim coğrafyamızda değil bütün dünyada bir kültürel erozyon yaşandığı görülmektedir. Bizler, özellikle de, metropol kentlerde yaşayanlar ister istemez bu etkiden payımıza düşeni alıyoruz. Fakat ne ölçüde etkilendiğimiz ve hayatımızın geriye kalan kısmına ne şekilde etki edeceği önemlidir. Bu durum da pek kestirilebilir olmamakla birlikte kısmen de olsa tahmin edilebilir.
    İyilik ve kötülük kavramları kültürden kültüre değişebildiği gibi kişiden kişiye göre de değişebilen olgulardır. Bu anlamda mutlak iyilik ya da mutlak kötülük, temelinde insanlara verilen fayda/zarar olmak üzere, semavi dinlerin ortak nitelikteki öğretileri ile günümüze kadar ulaşmış ve temellenmiştir. Bugün yalan söylemenin her yerde ve inanışta yeri kötülük iken; yardımlaşma veya dürüst olmak da iyi bir erdemdir.
    Hayatımıza, çocukluğumuzdan iş hayatımıza ve sonrasında birçok insan dahil olmaktadır. Bazen kısa süreli bazen de ömürlük ilişkilerimiz olmaktadır. Hayat boyu aynı tonda yaşayabilmek mümkün olmazken bir eksen üzerine ve tutarlı olmak gerektiğine inanıyorum. Tam da burada benim, yukarıda değindiğim ruh hali ve duygu durum değişimim ortaya çıkıyor. Bu durumun, insanların hızlı bir değişim yaşarken benim olayları yavaş ve geriden takip etmemle ilgili olduğunu düşünürken; bazı konularda çevremde gördüğüm davranış ve tavır değişiklikleri, bu durumun değişen ve hatta bozulan çağın beşer üzerindeki yansıması olduğunu gösterdi bana.
    İnsanlık çeşitli dönemlerde farklı şekillerde fıtratın dışında hallere girmiş ve sonucunda pek çok savaş, yıkım ve acı yaşayarak aslına dönmüştür. Bugün insanlığın yaşadığı çağın getirdiği hızlı ve etkileşimli yaşam geri dönülmesi zor bir soyut enkaz bırakmaktadır. Sırf maddi bazı menfaatler için ne kadar önemli ve gerekli faydalar dan vazgeçtiklerini gördükçe şaşırmamak mümkün değil. Bu durum bir ya da birkaç bireyle sınırlı değil ki düzeltilip ıslah edilebilsin. Medeniyetin ışıltılı hayatı öylesine sarhoş ediyor ki ne pahasına olursa olsun o meyveden tatmak isteniyor. Yukarıda değinmeye çalıştım, bugün artık bir musibet de düzelmeye yetemeyecek zira kaybedilen insanın benliğinin ta kendisidir.
    İnsanoğlu yaşanılan bütün savaş, kırım ve yıkımlardan inanç sayesinde azmederek çıkabilmiştir. Bu inanç mevhumu farklılık arz etse de esasında bir rehber peşinden bir yol üzere yaşamak temelindeydi. Şimdilerde her kişi kendi nefsinin peşinde koşarak rehber edinmiş. İnsanlığın ve semavi dinlerce iletilen yaratıcının tecrübe ve yönlendirmeleri anlamsızlaşmış ve adeta bir ruhsal açlık yaşanır hale gelmiştir.  Güzel evler, arabalar ve lüks denebilecek hayatları yaşarken mutsuzluğuna da çareler arayan beşer esasında asıl mutsuzluğun kaynağı olan maddiyata ömür harcamış ve mutlu olacağını umarak bir mutsuzluk kazanmıştır.
    Öze dönüş maddeden uzaklaşmak ile olacaktır. İlla ki hayatın devamının araçlarına sahip olmak gerekir. Unutulmamalıdır ki araçları amaç edinmek gayeyi ortadan kaldırır ve suni bir vartaya düşürür. Ben bu yola yönelen bütün yolcularla arama mesafe koyuyorum. Denilebilir ki ben kimim! Sadece sükûnu ve huzuru arayan bir garip taşralıyım.
      
    44 kez okundu

    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın